Çapulcu; Gezi parkı eylemlerinin favori cümlesi, .hatta bu kelimenin ingilizcesi bile var artık, adı Chapulling
Eylemciler bu kelimeyi başbakan sayesinde kazandılar. Başbakan eylemcilerin yaptığı eylemler için çapulcu ifadesini kullandı.
Çapulcular bu kelimeyi çok sevmişlerdi ve kendilerine artık Çapulcu diyorlardı. Ve tabi bu arada polislerin saldırıları gün geçtikçe ağırlaşıyordu. Salı günüydü. Sabah 6 suları bir bağırış,çığlık sesleri uyanıyoruz çadırımızda. Herkes şaşkınlık ve korku içerisinde etrafa bakıyor, acaba müdahale mi var diye, ancak dışarıdakilerden gelen olumlu haber herkesi rahatlatıyor. Ve herkes derin bir nefes alarak çadırına dönüyor. Ancak aradan 15 dk geçiyor ve patlama sesleri duyuluyor. Hemen çadırımızdan dışarı çıkıyoruz, kafamızı kaldırdığımızda havada uçan biber gazı bombaların bize doğru geldiğini görüyorum. Hemen toparlanıp hızlı bir biçimde uzaklaşmaya çalışıyoruz. Çalışıyoruz diyorum. Çünkü etrafta binlerce insan var , herkes canının derdinde. Kaçarken tabi bu arada biber gazlarının dumanları, parkın içerisini tamamen kaplamıştı. İnsanlar yoğun gazdan dolayı gözleri yanıyor, şiddetli bir biçimde öksürüyorlardı. Bir an önce sığınacak bir yer,mekan arıyorlardı. Gerçekten çok acımasızlardı. Adeta terörist , vatan haini muamelesi görüyorduk. Koşuşturmaca devam ederken, bir cafe bulduk ve hemen içeri girdik. Polislerin biber gazı bombardımanı sürüyordu.
Öyle ki cafe'ye dahil attıkları attıkları gaz bombaları geliyordu. Hatta 2-3 tanesi içeri düştü hemen dışarı attık. Durum çok kötüydü kimse sabah sabah böyle bir müdahale beklemiyordu. Çünkü; meydana çıkan tüm yollar barikat kurularak kontrolümüz altındaydı. Nasıl oldu da bu kadar hızlı bir şekilde , bizim haberimiz olmadan gelmişlerdi. Herkes çok şaşkındı ve bu sorunun yanıtını arıyordu.
Polisler parkın içerisine dahi girmişlerdi. Şiddetlerini giderek artırıyorlardı.Artık farklı bir yere gitmeliydik çünkü cafe artık güvenilir değildi. Cafe'den çıkmıştık. Etraf biber gazının etkisi altındaydı.Hızlı bir şekilde parkın arka çıkışına doğru ilerledik. Bir otele girdik sığınmak için , biraz rahatlamıştık. Saat öğleni geçmişti.
Ama polisin orantısız gücü sürüyordu, durmaksızın.. Çatışmalar artık tek bir noktada değildi , ara sokaklarda dahi polisler biber gazı bombası atıyordu. Eylemciler , yola çıkan her sokağa barikat kurmaya başladılar. Ancak polislerin durmaya hiç niyeti yoktu . Bu arada polisin biber gazına , eylemciler taş ve havai fişekler ile karşılık veriyorlardı. Bir ara polislerin attığı biber gazı otelin camına isabet etti. İçeride bulunan müşteriler gazdan etkilendi. Biz de elimizdeki yardım malzemeleri ile gazdan etkilenenlere yardımcı olduk. Kimse otelin içerisinden çıkamıyordu. Hava kararmaya başlamıştı ki polisler müdahaleyi kesti. İş çıkış saatine geliyordu saat kalabalık daha da artacaktı. Tabi bu her iki taraf için kısa bir molaydı.
Mola , bir bakıma iyi gelmişti.Çadırımıza geri döndük ve uzandık. Yorgunluk vardı üzerimizde, sabah 7'den beri durmadan süren bir çatışma nihayet ara vermişti.Akşam olmuştu ve kalabalık baya artmıştı.Aileler vardı, işinden çıkıp destek olanlar vardı. Parkta adım atılmıyordu adeta.
Gece karanlığına yaklaşırken polislerde yeniden bir hareketlenme oldu. Çatışmalar yeniden başlamıştı.Hareketlilik vardı yeniden, bu sefer kalabalık sabah ki kalabalıktan biraz da fazlaydı. Tabi polislerin sayısı da artmıştı. TOMA'lar, çevik kuvvet sayısı her tarafta artmıştı. Polisler her yerde idi. Meydan tarafı polislerin kontrolündeydi. Ara sokaklar keza onların elindeydi. Makasa alınmıştık adeta , bu sefer çok daha hazırlıklılardı. Saat 9-10 gibi başladılar biber gazı atmaya ,bende bu arada yaralılara yardımcı olmak için revire gittim.Bu sefer baya yaralımız vardı Durunun kötülüğü şu kadar ile anlatayım. Her sn gözümün önünden ambulans geçiyordu. Kolu kırılandan, kafası yarılana,ayağı kırılandan, gözünü kaybedene...
Durum gerçekten çok vahimdi. Onları gördükçe daha çok üzülüyor, polislere ve hükümete olan sinirim daha da kuvvetleniyordu. Gece 12-1 olmuştu çatılma hala sürüyordu. Tabi yaralı sayısı da durmadan artıyordu. Otelin içindeki revire girdim ve biraz da orada yardımcı olmaya çalıştım derken çatışan arkadaşlarımdan birisi geldi. Sağ salim gelmişti, çok şükür bir şeyi yoktu. Oturduk biraz . Çok yorgundu ben biraz uyuyacam beni kaldır dedi. Bende de yorgunluk vardı onun kadar olmasa da ... Ben de arada yere uzandım, sonra kalktım uyandırmaya çalıştım , o kadar yorgun ve uykusu ağırdı ki kalkmadı. Ben de kalkmayınca ben de kafayı vurup yattım. Uyuduğumda saat 2 idi. Saat 6'da kalktık , dışarı çıktık. Olaylar durulmuştu. Dışarıdakilere sorduğumuzda saat 5'e kadar sürdüğünü söylediler. Düşünün tam 22 saat neredeyse çatışma yaşanmıştı o gün.
Arkadaşımın dersi vardı ona yetişmemiz lazımdı . Hızlı bir şekilde yürüdük ilk vapuru kaçırmamak için. Tabi bu arada yürürken çatışmaların izleri sürüyor. Barikatlar , yakılan araçlar, biber gazı kovanları...
Ucu ucuna yetişmiştik vapura, ama o gün benim için unutulmayacak hiçbir zaman hafızamda.
Gezi ve 'Demokrasi' bölümleri burada bitiyor , elimden geldiğince anlatmaya çalıştım, gördüklerimi hissetmenizi , gözlerinizde canlanmasını istedim. İnşallah başarabilmişimdir. Hatalarım olduysa affola...
en yakın yazımda görüşmek üzere :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder