12 Aralık 2015 Cumartesi

Kelime Oyunları

Hani bazen çok fazla şey yazmak istersin, çok dolmuştur için ama bir türlü yazamazsın ya heh bende tam öyleyim şu aralar. İnsanlığa karşı o kadar doluyum ki kelimeler artık anlamsız geliyor. Nazım'ın bahsettiği o büyük insanlık ölmüş, yok artık. Dünyada insanlık artık bir toz parçası gibi. O kadar parçalanmış ki etrafına sadece hastalık yayıyor.

Silah,bilgisayar,internet,terör,demokrasi,medya bunlardan en bilinenleri. Birileri gidip çete kuruyor ve bunlara sizler toprak için,din için savaşacaksınız diyor.Çete lideri olan ülkenin lideri çıkıyor medyaya demokrasiden,insan haklarından bahsediyor. Sonra bu ülke bu adamlar sayesinde milyarlarca dolar/euro kazanıyor. İnsanları öldürerek para kazanan bir dünyada demokrasi,adalet,insan hakları gibi kelimelerden bahsediyoruz. Ne kadar da incancılız dimi. 21.yüzyılda yaşıyoruz zaman dilimine göre ama kafa olarak Ortaçağ'da yaşıyoruz bunu kabul edelim. Dünyada her gün yüzlerce masum insan bu demokrasi hastası olan ölü seviciler yüzünden ölüyor. Barış diye bağıran masum kesimi çıkartın o diğer ülkelerini yöneten bürokratlar o kadar güzel rol kesiyorlar ki cidden Oscarlık. Charlie Hebdo saldırısından sonraki yürüyüşü gözünüzün önüne getirin, en önde yürüyen liderlere dikkat edin. Bugün Ortadoğu'da, El Kaide'yi kuranlar ile El Nusra'yı kuranlar keza Işid'i yaratanlar hepsi aynı eller tarafından yaratılan aşağılık yaratıklardır. Kimse kimseyi kandırmasın dünyada barış sağlanacaksa bu ölü seviciler tarafından değil dünya halkların kardeşliği sayesinde olacaktır.

Bizim ülkemize gelirsek bizde de durum pek farklı değil halk gün geçtikçe daha da çok fakirleşiyor, medya tarafından sürekli olarak beyni yıkanıyor. Böyle bir durumda devlette fırsattan istifade her türlü güç elinde olduğundan ölü sevici abilerini örnek almakla kalmayıp onları bir güzel besliyor,ev tutuyor,etkinlikler  düzenliyor, dükkanlar açtırıyor. Sonra o beslediği karga Suruç'ta ve Ankara'da gözlerini oyuyor. Ardından yine abilerinin izinden giderek teröre lanet okumalar,göz açtırmayacağız gibisinden sözler söylüyor. Birkaç küçük çapta operasyon yapıyor, 3-5 tane pisliği içeri alıyor. Olaylar duruluyor ve sessiz sedasız salınıyor. Bu hep böyle oldu dünyada ve bu düzen bozulmadıkça böyle kalmaya devam edecek. İnsanlığını yitirmeyen azınlık olarak bizler cidden çok zor bir dönemden geçiyoruz. Sonumuz hayrolsun.

9 Eylül 2015 Çarşamba

OY HIRSIZLARI

Çok kötü geçirdiğimiz şu günlerde, bir tane de olsa iyi haberi almak umudumuzu yeniden kazanmak istiyoruz. Ancak bunun için artık çok geç. Bundan sonra asla hiçbir şey eskisi kadar sakin ve sessiz olmayacak. İpin ucunun kaçtığı hatta parçalara ayrıldığı günler geçiriyoruz. Ülkenin başındaki insanlar bizlere bırakın ümit adına bir adım atmayı hepsinin gözü oy hırsı bürünmüş çakal edasıyla seslerini çıkarmıyorlar.

Evladını yitirmiş bir anaya,babaya karaktersiz diyecek kadar insanlığını yitirmiş , oturduğu saraydan abaküsten sayı sayar gibi milletvekili saymayı öğrenen karaktersiz bir adam var ülkenin başında. Kuklası olmuş meclis partileri de onun ağzına bakaraktan açıklama yapması ve aman oylar gitmesin diye uğraşılan bir siyasi düzen içerisindeyiz.Buna ne derseniz diyin ama ben artık ülkeme karşı gr ümidim kalmadı. Sürekli olarak ajitasyon , din sömürüsü, milliyetçilik duygularıyla oynanma, barış adı altında oynanan pis oyunlar, Atatürk'ün arkasında türlü iş çevirmeler vs. bunların hepsi tek bir şey için; OY !!!

Oy için bu insanların gururlarıyla, kalbi duygularıyla, inançlarıyla türlü türlü iş çevirdiniz ve işin sonunu buraya getirerek çok büyük bir iş yaptınız. Aferin size, vala bak bravo ya kutluyorum. Bu insanlar size güvendi, sizlere inandı ama siz onları hiçbir zaman mutlu edemediniz. Sürekli olarak onları böldünüz. Düşüncelerini , inançlarını, duygularını. Bu insanlar tek bir şey istiyordu; huzur, barış içerisinde bir ülkede yaşamak. Onları hep böldünüz. Sen  kürtsün , o türk, öbürü dinci, bir diğeri laik, ötekisi yahudi,ermeni vs. Sadece bunları da yapmadınız. 

Vatanı için askere giden askerleri sattınız, onların da duygularıyla oynadınız. Arkalarından iş çevirdiniz. Düşmanı olarak gördüğünüz adamlarla oturup barış adı altında türlü işler çevirdiniz. Ve şimdi o düşmanınız o barış süreci içerisinde kendini sürekli güçlendirdi, milletten kimlik kontrolü yapar hale geldi, hatta 1 ton patlayıcı döşeyecek hale geldi. Bunların hepsi sizin suçunuz. 
Şimdi de oturmuş diyorsunuz ki onlara talimatı ben mi verdim. ULAN adama sorarlar bunlar bu adımları yaparken sen orda ne yapıyordun, ELİN ARMUT MU TOPLUYORDU ! 

OY için takla atıyorsunuz ama halkınız için kılınızı kıpırdatmıyorsunuz. Hepiniz maaş zammı oldu mu bir olur ama emekli , memur ya da asgari ücretliye zam oldu mu elinizi cebe atmayı bırak, bu para çok bile diyebilecek kadar Şerefsiz olabiliyorsunuz.
O kadar çok şey var ki yazılacak şu yazdıklarım bile durumun ne kadar içler acısı olduğunu gösteriyor.

Hanginizin oğlu askerliğini normal yaptı diye sorsak cevap hiçbiri olur tabi ki de. Sizler ancak Ankara'dan atıp tutarsınız. İş icraata geldiğinde hepiniz hödüğün önde gidesiniz. İşte siz busunuz. Sizin gerçekleriniz bunlar hepiniz takım elbise giymiş sahtekarların önde gidesiniz. Zaten siyasette böyle bir şey. Her şey köprüyü geçene kadar...

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Büyük Hastalık

Son yazım olan para-din-hırs'ta insanın parayı gördükçe nasıl da kendini kaybedebileceğini ve bu durumun bir noktadan sonra hırsla birleşip çok vahşi bir duruma geldiğini belirtmiştim. Bu yazıda daha çok ülkemizin büyük hastalığından bahsedeceğim biraz.

İnsanlar yarattıkları dünyada birbirlerini yemeyi çok sever. Bizim ülkemizde buna çok güzel bir örnek. Yıllar boyu sürekli olarak belli kesimler sürekli olarak ötekileştirildi. O kürt diye dışlandı, bir başkası alevi, bir başkası ermeni diye aşağılandı, bir diğeri başörtülü diye yok sayıldı vs.

Biz ülke olarak aslında hiç değişime uğramadık desem pek de yanlış olmaz. Belki bir 10 seneyi ayrı tutarsak doğru bir sonuca ulaşırız. Cumhuriyetin ilk 10-15 yılı değişim için , bu ülkenin çağdaşlaşması için ne gerekiyorsa yapıldı. Ancak iş bundan sonra gene geriye sardı. Bakın şurası çok acı ama gerçek; bu ülkede sadece isim değişikliği oldu Osmanlı İmparatorluğu'ydu sonra Türkiye Cumhuriyeti.İlk 10-15 yılı atın ve fotoğrafa bakın ne dediğimi anlayacaksınız. Bu ülke insanı önceden padişahım çok yaşa diyordu, şimdi devletimiz zeval görmesin diyor. İkisi arasında hiçbir fark yok. Kafa aynı kafa olduktan sonra ülkenin isterseniz her şeyini değiştirin gene bir halt olmaz.
Bu ülke uçak üreten ve bunu ihraç eden ülkeydi sonra dış müdahale ile traktöre geçiş yaptı, uçak üretimi yasaklandı. Tarım ve hayvancılık ülkesiydi bir zamanlar bu ülke artık patatesi, muzu, elmayı vb. birçok tarım ürününü ithal eden, angus, inek ithal eden bir ülke haline geldi. Kimsenin gıkı çıktı mı tabi ki de hayır neden çünkü devlet zeval görmesin.

Akıllı insan oturur bir düşünür; ulan benim ürettiğim mal para etmiyor, sürekli zam yapılıyor ama benim maaşım hep aynı. Ben hep eksideyim, Bu nasıl iş ? Böyle devlet mi olur ben hep zararda olacağım ama devlet hep kazanacak. Hani köylü milletin efendisiydi!!!
Aman ne gerek var devlet öyle yapıyorsa vardır bir bildiği. Bizim bu kafayı ortadan kaldırmamız lazım, devlet halktan büyük değildir. Devleti devlet yapan zaten halkın ta kendisidir. Halk olmadan devlet olmaz. Devlet halk oldukça varolur bu yüzden halk hakkı yenildiğinde hiç çekinmeden ve korkmadan devlete karşı gelebilmelidir. Yoksa devlet erki bu durumdan aldığı güçle halkı ezmeye devam edecek daha da hırslanacaktır.

Biz ülke olarak kürt, alevi, ermeni, türk,başörtülü,mini etekli,diye kavga edeceğimize birbirimizi anlamaya çalışarak ve bir şeyleri değiştirmek için gerçekten çaba göstersek şu anda başımızda bulunan insanların hepsi buna tüm partiler dahil hiçbiri ne dini kitabı eline alıp oy ister ne de sayısal loto gibi maaş vaatleri ortada dolaşmaz. Artık vakit geldi de geçiyor bile bu ülkenin bana kalırsa gerçek son seçimi. Bir şeyler değişecekse ya da değişmesi için bir umut varsa o da bu seçimdir.

Bu seçimde yine yazımdaki kafa anlayışı sabit kalırsa bundan geri dönüş olmayacaktır. Benim pek ümidim yok umarım yanılırım.





11 Kasım 2014 Salı

Para-Din-Hırs

Uzun zaman oldu burada yazı yazmayalı, biliyorum. Siteye geçtiğimden beri normal olarak sadece orada yazıyordum. Her neyse yazıya geçelim. Bugün açıkçası sadece yazmak istediğim için yazıyorum ve bu dönemde çok dikkatimi çeken bir konuya temas etmek istiyorum. 

İlk olarak biz yani insanlar. Çok iğrenç ve aşağılık varlıklarız, buna aptalı da ekleyebiliriz. İnsanlar , yerleşik hayata geçtiği günden beri daha aptal bir varlık oldu. Önce topluluk oldular, sonra bunu büyüttüler imparatorluk oldu bazıları devlet oldu. Her devletin kendine has bir kuralları oldu. Yazılı kurallar falan çıktı bu dönemde. Sonra bu devlet-imparatorluk dünyasına yeni bir şey gerekliydi.DİN!
Din için temsilci ve yine kurallardan oluşan bir kitap gerekliydi. Bunlar Musa, İsa, Muhammed idi. Kitapların isimleri  ise Tevrat, İncil , Kur'an-ı Kerim. İnsanlığa bu 3 kitapta da hep şu ortak payda vardı. Benim kurallarıma uy, benim inancıma inan sana yaşamın sona erdikten sonra güzel bir hayat sunacağım. İnsanlar dini inançlardan sonra da yaşamın devam edeceğine inandı. Bu inançlar silsilesi binlerce yıldır insanlara savaş ,acı ve kin duygusundan başka hiçbir şey kazandırmadı. Birçok savaş oldu din için.

Bazı kişiler için savaş sebebi bir bakıma çıkar sebebi olmaya devam ediyor. İnsanlar neden sürekli kendilerini bir şeye bağlamak için çaba sarf ediyor. Ben komünistim, ben kapitalistim ya da ben ateistim. Ben insanım niye diyemiyor. Neden bir cennet ya da güzel bir hayat yaşamak için sevap işliyor. Belki de insan olmayı beceremeyeceği içindir. İnsanlar neden kendini düşük göstermek ya da bir köle hissine bürümekten zevk alıyor.  Para harcamaktan , daha doğrusu kağıt parçasından daha fazla görmek için kendini yırtıyor ama insan olmak için çaba sarf etmiyor. Birisine iyilik yaparken hiç acaba sorusu canlanmadan yapmalı, yaşadığı hayattan fazla para kazanmayı değil mutlu olmayı , zevk almayı çabalamalı bir bakıma anı yaşamalı.

Yaşadığı dünyaya zarar veren insan , insan değildir. Bunu her anlamda söylüyorum. Bunlara insancıklar diyorum , zavallıcıklar, sırf egolarını tatmin etmek , bugün de 5 kağıt parçası daha kazandım diyen insanlar. Bunlar için doğa, evren önemsiz herşey PARA-DİN-HIRS üçgeni çevresinde dönüyor.

27 Aralık 2013 Cuma

her yükşelişin bir düşüşü vardır...

biz öyle bir ülkeyiz ki iki siyasal modumuz var ; biri bu ülkenin kurucusu olan M.Kemal Atatürk gibi siyasi düşünce bir de din üzerinden yapılan siyaset.

İkisi de birbirine zıt kutuplar olduğundan ülkenin kurulduğundan beri hatta kurulmadan önce de bu tartışmalar vardı, gerçi hala var.
Bu ülke insanı bu iki zıt kutupsal düşünceden çok çekti isimler değişti ama ezilen ve üzülen taraf hep HALK oldu. Atatürk siyaseti gidenler din inancı olanları ezdi, Din siyaseti güdenler ise Atatürkçüleri ezdi. Bu hep böyle devam etti ve hala da devam ediyor.
Bu siyasetin dışına çıkan görüşlerde oldu tabi toplum olarak bu iki görüş dışındaki görüşleri pek önemsenmiyordu veya gerek duymuyordu.

Mesela komünist olmak bu ülkede hep anarşist olarak adlandırılır yıllardır bu da bir abd politikasıdır. Gerçi bu sosyalizm düşüncesini ortaya çıkaran sn.marx amcamızda üst düzey bir masondu.  neyse fazla konuyu saptırmayalım konumuza geri dönelim.

bu ülke iki düşünce dıışına çıkmıyordu demiştik. araştırın 1938 sonrası türkiye'nin siyaset tarihini laikçiler-dinciler kavgası sürekli vardır.

2000'li yıllara gelmiştik türkiye yeni çağa ekonomik krizle giriyordu. halk perişandı(gerçi hep perişan oldu)
Ülkede farklı bir politika isteniyordu. İstenen politika nasıldı, şöyleydi; demokrasi,özgürlük ve çalıp çırpmayan bir devlet istiyordu halk...
 2002 yılında bir parti çıkmştı adı Adalet ve Kalkınma Partisi'ydi. Halkımıza kendilerini gayet iyi tanıttılar ve beklediği talepleri de yeterince ilgi görmüştü. Sandıktada kazanan AKP olmuştu. AKP ilk 3-4 senesi çok güzel geçimişti halkına verdiği sözleri tutuyor ve halkından da desteğini gün geçtikçe artırıyordu. Laik kesim bile bu partiyi takdirle karşılıyordu. Halkımız ilk kez çalışan ve istediği bir iktidar buldum diyordu.

Ancak takvimler 2007 yılına geldiğinde AKP değişmeye başlıyordu yavaş yavaş laik kesimin zarar verecek hamleler yapıyordu. Atatürk üzerinden hakaretler, asker üzerine oynanmaya başlanan oyunlar ve medya baskısı gün geçtikçe artıyordu iktidar cephesinde. Yıllar ilerliyor iktidar sağlamlığını gün geçtikçe artırıyor ve bu güçle istediği kesime saldırıyordu. Önce milli bayramlara yavaş yavaş gelmemeler ya da  'özellikle' o tarihlerde iktidar sahiplerine bir şeyler  oluyordu. Bundan başka neler mi vardı yargıya müdahaleler yavaştan başlamıştı, polis kadrosu hemen hemen iktidar yanlısı dolmuştu.

2009, 2010, 2011, 2012 seneler geçiyor bu ülke insanları bazı şeyleri duyduğuna inanamaz olmuştu bir zamanlar terör lideri olan şahıs şimdi devletin adamı olmuştu. gerçi bu iktidar sahibi insanlar önce abd'nin bop projesinin eş başkanı olduğunu söyleyip sonra kendi söylediğini yalanlayan birisiydi. . Böyle bir lider haline gelmişti bu ülkenin başındaki... Verilen sözler gün geçtikçe yitiriliyordu. artık devlet insanların ne giyeceğine ne kadar çocuk yapacağına ne içeceğine hatta kürtaj yapılıp yapılmaması hakkında konuşuyordu. Bir kadının özel hayatına çok kolay bir şekilde müdahalede bulunuyordu bir erkek olarak bu kadar mı basit mi yani ben bir erkek olarak utanırım onu söylerken gerçi ben söyleyemem herkesin kendi hayatı. nese ben devam edeyim uzatmadan...

takvim 2013 olmuştu iktidar 11.yılına giriyordu koltuktaki...
 hükümetin son seçimde aldığı %50lik oy iyice sağlamlaştırmıştı. artık istediği gibi hareket ederim edasındaydı.
laik kesim iyice rahatsızdı ancak muhalefet olarak destekledikleri chp hiçbir varlık gösteremiyordu akp iktidarı karşısında mhp deseniz kendi seçmenini akp ye kaptıran bir parti haline gelmişti  meclisin farklı üyesi bdp ise kendi 'ideolojileri'ni savunmaya çalışıyor bir yandan da iktidara kürt halkı propagandası adı altında terör liderini dışarı çıkarmak için hükümetle görüşüyor. Sonra bu görüşmenin sonunda açılım çıkıyor falan filan...

halkımızın çoğu kendi düşüncemi belirtmek gerekirse cahil neden derseniz oturup da bir gün iktidar hata yapıyor mu diye düşünmedi hep doğru dediler ya da bir bunlar çalıştı yapıyorlarsa memleket için yapıyor deyip geçiştirdi. ama gençler hep bu iktidarı eleştirdi hep eylem yaptı hep karşı çıktı.

En sonunda bir olay yaşandı Gezi Parkı malumunuz iktidar karşıtı hatta iktidar partisine oy verenler bile sokağa çıkıp hükümet aleyhine eylemler yaptı eylemler sadece Gezi de değil tüm Türkiyeye yayıldı. Çapulcu oldular faiz lobisi oldular vatan haini oldular çünkü hükümet karşıtı oldukları için.

ama herşey bu kadar güzel giderken önce bu GEZİ DİRENİŞİ ve şimdi de patlayan Yolsuzluk DEPREMİ iktidarı iyice sarstı.şu an sataşacak taraf olarak dış mihraklar diyorlar bakalım bu  açıklama kaç günlük
ömre sahip olur bilinmez ama ben bu ülkede birşeylerin yavaş yavaş değiştiğini gören birisi olarak şunu söyleyebilirim ki bu ülke bu zaman kadar sağ-sol , dinci-laik diye kavga verdi bu iktidar da dinci bir ikitardı. ve sonu belki de böyle olacak. ama şu gerçek ki bu Gezi Gençliği bu ülkeye esas demokrasiyi esas özgürlüğü esas bir hukuk devleti olmayı çağdaş bir devlet olamyı gösterecek. iktidarlar kalıcı değildir herkes zamanı gelince gider. bu ülke insanı hala 60-70 kafasında siyaseti görüyor yıllar ilerlese bile. biraz bu gençlere güvensinler emin olun o gençler hiçbir ayrımcılığı istemiyor sadece ve sadece özgür adaletli ve huzurlu bir ülke istiyorlar. bu ülke insanına ben güveniyorum gerçeği gördü mü baştakini hemen indirmesini de bilir.




30 Haziran 2013 Pazar

gezi ve 'demokrasi' ! -3

Çapulcu; Gezi parkı eylemlerinin favori cümlesi, .hatta bu kelimenin ingilizcesi bile var artık, adı Chapulling

 Eylemciler bu kelimeyi başbakan sayesinde kazandılar. Başbakan eylemcilerin yaptığı eylemler için çapulcu ifadesini kullandı.

Çapulcular bu kelimeyi çok sevmişlerdi ve kendilerine artık Çapulcu diyorlardı. Ve tabi bu arada polislerin saldırıları gün geçtikçe ağırlaşıyordu. Salı günüydü. Sabah 6 suları bir bağırış,çığlık sesleri uyanıyoruz çadırımızda. Herkes şaşkınlık ve korku içerisinde etrafa bakıyor, acaba müdahale mi var diye, ancak dışarıdakilerden gelen olumlu haber herkesi rahatlatıyor. Ve herkes derin bir nefes alarak çadırına dönüyor. Ancak aradan 15 dk geçiyor ve patlama sesleri duyuluyor. Hemen çadırımızdan dışarı çıkıyoruz, kafamızı kaldırdığımızda havada uçan biber gazı bombaların bize doğru geldiğini görüyorum. Hemen toparlanıp hızlı bir biçimde uzaklaşmaya çalışıyoruz. Çalışıyoruz diyorum. Çünkü etrafta binlerce insan var , herkes canının derdinde. Kaçarken tabi bu arada biber gazlarının dumanları, parkın içerisini tamamen kaplamıştı. İnsanlar yoğun gazdan dolayı gözleri yanıyor, şiddetli bir biçimde öksürüyorlardı. Bir an önce sığınacak bir yer,mekan arıyorlardı. Gerçekten çok acımasızlardı. Adeta terörist , vatan haini muamelesi görüyorduk. Koşuşturmaca devam ederken, bir cafe bulduk ve hemen içeri girdik. Polislerin biber gazı bombardımanı sürüyordu.

Öyle ki cafe'ye dahil attıkları attıkları gaz bombaları geliyordu. Hatta 2-3 tanesi içeri düştü hemen dışarı attık. Durum çok kötüydü kimse sabah sabah böyle bir müdahale beklemiyordu. Çünkü; meydana çıkan tüm yollar barikat kurularak kontrolümüz altındaydı. Nasıl oldu da bu kadar hızlı bir şekilde , bizim haberimiz olmadan gelmişlerdi. Herkes çok şaşkındı ve bu sorunun yanıtını arıyordu.


Polisler parkın içerisine dahi girmişlerdi. Şiddetlerini giderek artırıyorlardı.Artık farklı bir yere gitmeliydik çünkü cafe artık güvenilir değildi. Cafe'den çıkmıştık. Etraf biber gazının etkisi altındaydı.Hızlı bir şekilde parkın arka çıkışına doğru ilerledik. Bir otele girdik sığınmak için , biraz rahatlamıştık. Saat öğleni geçmişti.

Ama polisin orantısız gücü sürüyordu, durmaksızın.. Çatışmalar artık tek bir noktada değildi , ara sokaklarda dahi polisler biber gazı bombası atıyordu. Eylemciler , yola çıkan her sokağa barikat kurmaya başladılar. Ancak polislerin durmaya hiç niyeti yoktu . Bu arada polisin biber gazına , eylemciler taş ve havai fişekler ile karşılık veriyorlardı. Bir ara polislerin attığı biber gazı otelin camına isabet etti. İçeride bulunan müşteriler gazdan etkilendi. Biz de elimizdeki yardım malzemeleri ile gazdan etkilenenlere  yardımcı olduk. Kimse otelin içerisinden çıkamıyordu. Hava kararmaya başlamıştı ki polisler müdahaleyi kesti. İş çıkış saatine geliyordu saat kalabalık daha da artacaktı. Tabi bu her iki taraf için kısa bir molaydı.


Mola , bir bakıma iyi gelmişti.Çadırımıza geri döndük ve uzandık. Yorgunluk vardı üzerimizde, sabah 7'den beri durmadan süren bir çatışma nihayet  ara vermişti.Akşam olmuştu ve kalabalık baya artmıştı.Aileler vardı, işinden çıkıp destek olanlar vardı. Parkta adım atılmıyordu adeta.

Gece karanlığına yaklaşırken polislerde yeniden bir hareketlenme oldu. Çatışmalar yeniden başlamıştı.Hareketlilik vardı yeniden, bu sefer kalabalık sabah ki kalabalıktan biraz da fazlaydı. Tabi polislerin sayısı da artmıştı. TOMA'lar, çevik kuvvet sayısı her tarafta artmıştı. Polisler her yerde idi.  Meydan tarafı polislerin kontrolündeydi. Ara sokaklar keza onların elindeydi. Makasa alınmıştık adeta , bu sefer çok daha hazırlıklılardı. Saat 9-10 gibi başladılar biber gazı atmaya ,bende bu arada yaralılara yardımcı olmak için revire gittim.Bu sefer baya yaralımız vardı  Durunun kötülüğü şu kadar ile anlatayım. Her sn gözümün önünden ambulans geçiyordu. Kolu kırılandan, kafası yarılana,ayağı kırılandan, gözünü kaybedene...
Durum gerçekten çok vahimdi. Onları gördükçe daha çok üzülüyor, polislere ve hükümete olan sinirim daha da kuvvetleniyordu. Gece 12-1 olmuştu çatılma hala sürüyordu. Tabi yaralı sayısı da durmadan artıyordu.  Otelin içindeki revire girdim ve biraz da orada yardımcı olmaya çalıştım derken çatışan arkadaşlarımdan birisi geldi. Sağ salim gelmişti, çok şükür bir şeyi  yoktu. Oturduk biraz . Çok yorgundu ben biraz uyuyacam beni kaldır dedi. Bende de yorgunluk vardı onun kadar olmasa da ... Ben de arada yere uzandım, sonra kalktım uyandırmaya çalıştım , o kadar yorgun ve uykusu ağırdı ki kalkmadı. Ben de kalkmayınca ben de kafayı vurup yattım. Uyuduğumda saat 2 idi. Saat 6'da kalktık , dışarı çıktık. Olaylar durulmuştu. Dışarıdakilere sorduğumuzda saat 5'e kadar sürdüğünü söylediler. Düşünün tam 22 saat neredeyse çatışma yaşanmıştı o gün.

Arkadaşımın dersi vardı ona yetişmemiz lazımdı . Hızlı bir şekilde yürüdük ilk vapuru kaçırmamak için. Tabi bu arada yürürken çatışmaların izleri sürüyor. Barikatlar , yakılan araçlar, biber gazı kovanları...
Ucu ucuna yetişmiştik vapura, ama o gün benim için unutulmayacak hiçbir zaman hafızamda.

Gezi ve 'Demokrasi' bölümleri burada bitiyor , elimden geldiğince anlatmaya çalıştım, gördüklerimi hissetmenizi , gözlerinizde canlanmasını istedim. İnşallah başarabilmişimdir. Hatalarım olduysa affola...

en yakın yazımda görüşmek üzere :)

22 Haziran 2013 Cumartesi

gezi ve 'demokrasi' ! - 2

evet sevgili okuyucularım , yazımın 2.bölümü için hazır mısınız ? :D
 işte başlıyoruz :)

31 mayıs 2013 bu halkın uyanışıdır. Sadece 11 yıllık iktidara ya da bir parkın yıkılmasına değildi bu ayaklanış. Halk artık sisteme isyan ediyordu. Kapitalist,emperyalist güçlerin elinde olan kukla bir ülke olmaktan bıkmışlardı. Artık bağımsız bir ülke olmak istiyordu. Gerçekten işleri zordu. Çünkü; karşılarında kendi düşüncesine karşı çıkan herkesi korkutarak ya da terörist damgası vurarak hapise tıkmak klişe hamleleri.

Tayyip bey tam da dediğim gibi yaptı. Orada demokratik bir biçimde, tepkilerini gösteren hiçbir esnafa, maddi veya manevi bir zarar vermeyen bu insanlar, basın tarafından ise adeta ülkede terörist muamelesi görüyordu. Böyle bir basın olduğu için de üzülmekten kendimi alamıyorum. Çatışmalar gün geçtikçe daha çok şiddetleniyordu. 1 Haziran'da kitlede polisin gazlı müdahalesiyle, doğru orantı uygulayarak daha çok artıyordu. Tabi bu arada tayyip bey'de bu kitleyi durdurabilmek adına, her türlü kurnazlığı, engelleme yolu ne varsa uğraşıyordu. Ancak başaramıyordu. Çünkü ; insanlar patlamışlardı, bu haksızlığa tepkilerini koymak, orada çatışan insanlara destek vermek istiyorlardı.Başardılar da tüm Türkiye ayaklanmıştı hemen hemen az veya çok. Bunların içinde sağcısı da solcusu da, alevi-sünni, tüm herkes vardı. Hatta Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş taraftarları bile kol kolaydı. Bu bizim ülkemizde imkansız gibi birşeydi.

Bu olaylar yaşanmaya devam ederken , akşam saatlerinde cnntürk haber kanalının penguen belgeseli göstermesi ise , basının düştüğü profili gösterir nitelikteydi. Taksim'de, Kızılay'da insanlar, polislerle çatışırken adeta önemsemez bir biçimde, penguen belgeseli göstermiş olması insanları iyice kızdırdı. Eee ne de olsa tarafsız medya dedikleri böyle olsa gerek...

Günler ilerliyor, ilerliyor ama hükümet değişmiyordu. Başbakan inat etmeye devam ediyor, özür dilemekten, alttan almamayı sürdürüyordu Hatta tam tersine iyice zıtlaşıp eylem yapan insanlara vatan hainliğiyle suçluyor, bunlar ÇAPULCU :) diyordu. Eylemciler sevmişlerdi bu lafı. Artık kendilerine Çapulcu diyorlardı.



3.bölümü çok yakında gelecek :)