biz öyle bir ülkeyiz ki iki siyasal modumuz var ; biri bu ülkenin kurucusu olan M.Kemal Atatürk gibi siyasi düşünce bir de din üzerinden yapılan siyaset.
İkisi de birbirine zıt kutuplar olduğundan ülkenin kurulduğundan beri hatta kurulmadan önce de bu tartışmalar vardı, gerçi hala var.
Bu ülke insanı bu iki zıt kutupsal düşünceden çok çekti isimler değişti ama ezilen ve üzülen taraf hep HALK oldu. Atatürk siyaseti gidenler din inancı olanları ezdi, Din siyaseti güdenler ise Atatürkçüleri ezdi. Bu hep böyle devam etti ve hala da devam ediyor.
Bu siyasetin dışına çıkan görüşlerde oldu tabi toplum olarak bu iki görüş dışındaki görüşleri pek önemsenmiyordu veya gerek duymuyordu.
Mesela komünist olmak bu ülkede hep anarşist olarak adlandırılır yıllardır bu da bir abd politikasıdır. Gerçi bu sosyalizm düşüncesini ortaya çıkaran sn.marx amcamızda üst düzey bir masondu. neyse fazla konuyu saptırmayalım konumuza geri dönelim.
bu ülke iki düşünce dıışına çıkmıyordu demiştik. araştırın 1938 sonrası türkiye'nin siyaset tarihini laikçiler-dinciler kavgası sürekli vardır.
2000'li yıllara gelmiştik türkiye yeni çağa ekonomik krizle giriyordu. halk perişandı(gerçi hep perişan oldu)
Ülkede farklı bir politika isteniyordu. İstenen politika nasıldı, şöyleydi; demokrasi,özgürlük ve çalıp çırpmayan bir devlet istiyordu halk...
2002 yılında bir parti çıkmştı adı Adalet ve Kalkınma Partisi'ydi. Halkımıza kendilerini gayet iyi tanıttılar ve beklediği talepleri de yeterince ilgi görmüştü. Sandıktada kazanan AKP olmuştu. AKP ilk 3-4 senesi çok güzel geçimişti halkına verdiği sözleri tutuyor ve halkından da desteğini gün geçtikçe artırıyordu. Laik kesim bile bu partiyi takdirle karşılıyordu. Halkımız ilk kez çalışan ve istediği bir iktidar buldum diyordu.
Ancak takvimler 2007 yılına geldiğinde AKP değişmeye başlıyordu yavaş yavaş laik kesimin zarar verecek hamleler yapıyordu. Atatürk üzerinden hakaretler, asker üzerine oynanmaya başlanan oyunlar ve medya baskısı gün geçtikçe artıyordu iktidar cephesinde. Yıllar ilerliyor iktidar sağlamlığını gün geçtikçe artırıyor ve bu güçle istediği kesime saldırıyordu. Önce milli bayramlara yavaş yavaş gelmemeler ya da 'özellikle' o tarihlerde iktidar sahiplerine bir şeyler oluyordu. Bundan başka neler mi vardı yargıya müdahaleler yavaştan başlamıştı, polis kadrosu hemen hemen iktidar yanlısı dolmuştu.
2009, 2010, 2011, 2012 seneler geçiyor bu ülke insanları bazı şeyleri duyduğuna inanamaz olmuştu bir zamanlar terör lideri olan şahıs şimdi devletin adamı olmuştu. gerçi bu iktidar sahibi insanlar önce abd'nin bop projesinin eş başkanı olduğunu söyleyip sonra kendi söylediğini yalanlayan birisiydi. . Böyle bir lider haline gelmişti bu ülkenin başındaki... Verilen sözler gün geçtikçe yitiriliyordu. artık devlet insanların ne giyeceğine ne kadar çocuk yapacağına ne içeceğine hatta kürtaj yapılıp yapılmaması hakkında konuşuyordu. Bir kadının özel hayatına çok kolay bir şekilde müdahalede bulunuyordu bir erkek olarak bu kadar mı basit mi yani ben bir erkek olarak utanırım onu söylerken gerçi ben söyleyemem herkesin kendi hayatı. nese ben devam edeyim uzatmadan...
takvim 2013 olmuştu iktidar 11.yılına giriyordu koltuktaki...
hükümetin son seçimde aldığı %50lik oy iyice sağlamlaştırmıştı. artık istediği gibi hareket ederim edasındaydı.
laik kesim iyice rahatsızdı ancak muhalefet olarak destekledikleri chp hiçbir varlık gösteremiyordu akp iktidarı karşısında mhp deseniz kendi seçmenini akp ye kaptıran bir parti haline gelmişti meclisin farklı üyesi bdp ise kendi 'ideolojileri'ni savunmaya çalışıyor bir yandan da iktidara kürt halkı propagandası adı altında terör liderini dışarı çıkarmak için hükümetle görüşüyor. Sonra bu görüşmenin sonunda açılım çıkıyor falan filan...
halkımızın çoğu kendi düşüncemi belirtmek gerekirse cahil neden derseniz oturup da bir gün iktidar hata yapıyor mu diye düşünmedi hep doğru dediler ya da bir bunlar çalıştı yapıyorlarsa memleket için yapıyor deyip geçiştirdi. ama gençler hep bu iktidarı eleştirdi hep eylem yaptı hep karşı çıktı.
En sonunda bir olay yaşandı Gezi Parkı malumunuz iktidar karşıtı hatta iktidar partisine oy verenler bile sokağa çıkıp hükümet aleyhine eylemler yaptı eylemler sadece Gezi de değil tüm Türkiyeye yayıldı. Çapulcu oldular faiz lobisi oldular vatan haini oldular çünkü hükümet karşıtı oldukları için.
ama herşey bu kadar güzel giderken önce bu GEZİ DİRENİŞİ ve şimdi de patlayan Yolsuzluk DEPREMİ iktidarı iyice sarstı.şu an sataşacak taraf olarak dış mihraklar diyorlar bakalım bu açıklama kaç günlük
ömre sahip olur bilinmez ama ben bu ülkede birşeylerin yavaş yavaş değiştiğini gören birisi olarak şunu söyleyebilirim ki bu ülke bu zaman kadar sağ-sol , dinci-laik diye kavga verdi bu iktidar da dinci bir ikitardı. ve sonu belki de böyle olacak. ama şu gerçek ki bu Gezi Gençliği bu ülkeye esas demokrasiyi esas özgürlüğü esas bir hukuk devleti olmayı çağdaş bir devlet olamyı gösterecek. iktidarlar kalıcı değildir herkes zamanı gelince gider. bu ülke insanı hala 60-70 kafasında siyaseti görüyor yıllar ilerlese bile. biraz bu gençlere güvensinler emin olun o gençler hiçbir ayrımcılığı istemiyor sadece ve sadece özgür adaletli ve huzurlu bir ülke istiyorlar. bu ülke insanına ben güveniyorum gerçeği gördü mü baştakini hemen indirmesini de bilir.
27 Aralık 2013 Cuma
30 Haziran 2013 Pazar
gezi ve 'demokrasi' ! -3
Çapulcu; Gezi parkı eylemlerinin favori cümlesi, .hatta bu kelimenin ingilizcesi bile var artık, adı Chapulling
Eylemciler bu kelimeyi başbakan sayesinde kazandılar. Başbakan eylemcilerin yaptığı eylemler için çapulcu ifadesini kullandı.
Çapulcular bu kelimeyi çok sevmişlerdi ve kendilerine artık Çapulcu diyorlardı. Ve tabi bu arada polislerin saldırıları gün geçtikçe ağırlaşıyordu. Salı günüydü. Sabah 6 suları bir bağırış,çığlık sesleri uyanıyoruz çadırımızda. Herkes şaşkınlık ve korku içerisinde etrafa bakıyor, acaba müdahale mi var diye, ancak dışarıdakilerden gelen olumlu haber herkesi rahatlatıyor. Ve herkes derin bir nefes alarak çadırına dönüyor. Ancak aradan 15 dk geçiyor ve patlama sesleri duyuluyor. Hemen çadırımızdan dışarı çıkıyoruz, kafamızı kaldırdığımızda havada uçan biber gazı bombaların bize doğru geldiğini görüyorum. Hemen toparlanıp hızlı bir biçimde uzaklaşmaya çalışıyoruz. Çalışıyoruz diyorum. Çünkü etrafta binlerce insan var , herkes canının derdinde. Kaçarken tabi bu arada biber gazlarının dumanları, parkın içerisini tamamen kaplamıştı. İnsanlar yoğun gazdan dolayı gözleri yanıyor, şiddetli bir biçimde öksürüyorlardı. Bir an önce sığınacak bir yer,mekan arıyorlardı. Gerçekten çok acımasızlardı. Adeta terörist , vatan haini muamelesi görüyorduk. Koşuşturmaca devam ederken, bir cafe bulduk ve hemen içeri girdik. Polislerin biber gazı bombardımanı sürüyordu.
Öyle ki cafe'ye dahil attıkları attıkları gaz bombaları geliyordu. Hatta 2-3 tanesi içeri düştü hemen dışarı attık. Durum çok kötüydü kimse sabah sabah böyle bir müdahale beklemiyordu. Çünkü; meydana çıkan tüm yollar barikat kurularak kontrolümüz altındaydı. Nasıl oldu da bu kadar hızlı bir şekilde , bizim haberimiz olmadan gelmişlerdi. Herkes çok şaşkındı ve bu sorunun yanıtını arıyordu.
Polisler parkın içerisine dahi girmişlerdi. Şiddetlerini giderek artırıyorlardı.Artık farklı bir yere gitmeliydik çünkü cafe artık güvenilir değildi. Cafe'den çıkmıştık. Etraf biber gazının etkisi altındaydı.Hızlı bir şekilde parkın arka çıkışına doğru ilerledik. Bir otele girdik sığınmak için , biraz rahatlamıştık. Saat öğleni geçmişti.
Ama polisin orantısız gücü sürüyordu, durmaksızın.. Çatışmalar artık tek bir noktada değildi , ara sokaklarda dahi polisler biber gazı bombası atıyordu. Eylemciler , yola çıkan her sokağa barikat kurmaya başladılar. Ancak polislerin durmaya hiç niyeti yoktu . Bu arada polisin biber gazına , eylemciler taş ve havai fişekler ile karşılık veriyorlardı. Bir ara polislerin attığı biber gazı otelin camına isabet etti. İçeride bulunan müşteriler gazdan etkilendi. Biz de elimizdeki yardım malzemeleri ile gazdan etkilenenlere yardımcı olduk. Kimse otelin içerisinden çıkamıyordu. Hava kararmaya başlamıştı ki polisler müdahaleyi kesti. İş çıkış saatine geliyordu saat kalabalık daha da artacaktı. Tabi bu her iki taraf için kısa bir molaydı.
Mola , bir bakıma iyi gelmişti.Çadırımıza geri döndük ve uzandık. Yorgunluk vardı üzerimizde, sabah 7'den beri durmadan süren bir çatışma nihayet ara vermişti.Akşam olmuştu ve kalabalık baya artmıştı.Aileler vardı, işinden çıkıp destek olanlar vardı. Parkta adım atılmıyordu adeta.
Gece karanlığına yaklaşırken polislerde yeniden bir hareketlenme oldu. Çatışmalar yeniden başlamıştı.Hareketlilik vardı yeniden, bu sefer kalabalık sabah ki kalabalıktan biraz da fazlaydı. Tabi polislerin sayısı da artmıştı. TOMA'lar, çevik kuvvet sayısı her tarafta artmıştı. Polisler her yerde idi. Meydan tarafı polislerin kontrolündeydi. Ara sokaklar keza onların elindeydi. Makasa alınmıştık adeta , bu sefer çok daha hazırlıklılardı. Saat 9-10 gibi başladılar biber gazı atmaya ,bende bu arada yaralılara yardımcı olmak için revire gittim.Bu sefer baya yaralımız vardı Durunun kötülüğü şu kadar ile anlatayım. Her sn gözümün önünden ambulans geçiyordu. Kolu kırılandan, kafası yarılana,ayağı kırılandan, gözünü kaybedene...
Durum gerçekten çok vahimdi. Onları gördükçe daha çok üzülüyor, polislere ve hükümete olan sinirim daha da kuvvetleniyordu. Gece 12-1 olmuştu çatılma hala sürüyordu. Tabi yaralı sayısı da durmadan artıyordu. Otelin içindeki revire girdim ve biraz da orada yardımcı olmaya çalıştım derken çatışan arkadaşlarımdan birisi geldi. Sağ salim gelmişti, çok şükür bir şeyi yoktu. Oturduk biraz . Çok yorgundu ben biraz uyuyacam beni kaldır dedi. Bende de yorgunluk vardı onun kadar olmasa da ... Ben de arada yere uzandım, sonra kalktım uyandırmaya çalıştım , o kadar yorgun ve uykusu ağırdı ki kalkmadı. Ben de kalkmayınca ben de kafayı vurup yattım. Uyuduğumda saat 2 idi. Saat 6'da kalktık , dışarı çıktık. Olaylar durulmuştu. Dışarıdakilere sorduğumuzda saat 5'e kadar sürdüğünü söylediler. Düşünün tam 22 saat neredeyse çatışma yaşanmıştı o gün.
Arkadaşımın dersi vardı ona yetişmemiz lazımdı . Hızlı bir şekilde yürüdük ilk vapuru kaçırmamak için. Tabi bu arada yürürken çatışmaların izleri sürüyor. Barikatlar , yakılan araçlar, biber gazı kovanları...
Ucu ucuna yetişmiştik vapura, ama o gün benim için unutulmayacak hiçbir zaman hafızamda.
Gezi ve 'Demokrasi' bölümleri burada bitiyor , elimden geldiğince anlatmaya çalıştım, gördüklerimi hissetmenizi , gözlerinizde canlanmasını istedim. İnşallah başarabilmişimdir. Hatalarım olduysa affola...
en yakın yazımda görüşmek üzere :)
Eylemciler bu kelimeyi başbakan sayesinde kazandılar. Başbakan eylemcilerin yaptığı eylemler için çapulcu ifadesini kullandı.
Çapulcular bu kelimeyi çok sevmişlerdi ve kendilerine artık Çapulcu diyorlardı. Ve tabi bu arada polislerin saldırıları gün geçtikçe ağırlaşıyordu. Salı günüydü. Sabah 6 suları bir bağırış,çığlık sesleri uyanıyoruz çadırımızda. Herkes şaşkınlık ve korku içerisinde etrafa bakıyor, acaba müdahale mi var diye, ancak dışarıdakilerden gelen olumlu haber herkesi rahatlatıyor. Ve herkes derin bir nefes alarak çadırına dönüyor. Ancak aradan 15 dk geçiyor ve patlama sesleri duyuluyor. Hemen çadırımızdan dışarı çıkıyoruz, kafamızı kaldırdığımızda havada uçan biber gazı bombaların bize doğru geldiğini görüyorum. Hemen toparlanıp hızlı bir biçimde uzaklaşmaya çalışıyoruz. Çalışıyoruz diyorum. Çünkü etrafta binlerce insan var , herkes canının derdinde. Kaçarken tabi bu arada biber gazlarının dumanları, parkın içerisini tamamen kaplamıştı. İnsanlar yoğun gazdan dolayı gözleri yanıyor, şiddetli bir biçimde öksürüyorlardı. Bir an önce sığınacak bir yer,mekan arıyorlardı. Gerçekten çok acımasızlardı. Adeta terörist , vatan haini muamelesi görüyorduk. Koşuşturmaca devam ederken, bir cafe bulduk ve hemen içeri girdik. Polislerin biber gazı bombardımanı sürüyordu.
Öyle ki cafe'ye dahil attıkları attıkları gaz bombaları geliyordu. Hatta 2-3 tanesi içeri düştü hemen dışarı attık. Durum çok kötüydü kimse sabah sabah böyle bir müdahale beklemiyordu. Çünkü; meydana çıkan tüm yollar barikat kurularak kontrolümüz altındaydı. Nasıl oldu da bu kadar hızlı bir şekilde , bizim haberimiz olmadan gelmişlerdi. Herkes çok şaşkındı ve bu sorunun yanıtını arıyordu.
Polisler parkın içerisine dahi girmişlerdi. Şiddetlerini giderek artırıyorlardı.Artık farklı bir yere gitmeliydik çünkü cafe artık güvenilir değildi. Cafe'den çıkmıştık. Etraf biber gazının etkisi altındaydı.Hızlı bir şekilde parkın arka çıkışına doğru ilerledik. Bir otele girdik sığınmak için , biraz rahatlamıştık. Saat öğleni geçmişti.
Ama polisin orantısız gücü sürüyordu, durmaksızın.. Çatışmalar artık tek bir noktada değildi , ara sokaklarda dahi polisler biber gazı bombası atıyordu. Eylemciler , yola çıkan her sokağa barikat kurmaya başladılar. Ancak polislerin durmaya hiç niyeti yoktu . Bu arada polisin biber gazına , eylemciler taş ve havai fişekler ile karşılık veriyorlardı. Bir ara polislerin attığı biber gazı otelin camına isabet etti. İçeride bulunan müşteriler gazdan etkilendi. Biz de elimizdeki yardım malzemeleri ile gazdan etkilenenlere yardımcı olduk. Kimse otelin içerisinden çıkamıyordu. Hava kararmaya başlamıştı ki polisler müdahaleyi kesti. İş çıkış saatine geliyordu saat kalabalık daha da artacaktı. Tabi bu her iki taraf için kısa bir molaydı.
Mola , bir bakıma iyi gelmişti.Çadırımıza geri döndük ve uzandık. Yorgunluk vardı üzerimizde, sabah 7'den beri durmadan süren bir çatışma nihayet ara vermişti.Akşam olmuştu ve kalabalık baya artmıştı.Aileler vardı, işinden çıkıp destek olanlar vardı. Parkta adım atılmıyordu adeta.
Gece karanlığına yaklaşırken polislerde yeniden bir hareketlenme oldu. Çatışmalar yeniden başlamıştı.Hareketlilik vardı yeniden, bu sefer kalabalık sabah ki kalabalıktan biraz da fazlaydı. Tabi polislerin sayısı da artmıştı. TOMA'lar, çevik kuvvet sayısı her tarafta artmıştı. Polisler her yerde idi. Meydan tarafı polislerin kontrolündeydi. Ara sokaklar keza onların elindeydi. Makasa alınmıştık adeta , bu sefer çok daha hazırlıklılardı. Saat 9-10 gibi başladılar biber gazı atmaya ,bende bu arada yaralılara yardımcı olmak için revire gittim.Bu sefer baya yaralımız vardı Durunun kötülüğü şu kadar ile anlatayım. Her sn gözümün önünden ambulans geçiyordu. Kolu kırılandan, kafası yarılana,ayağı kırılandan, gözünü kaybedene...
Durum gerçekten çok vahimdi. Onları gördükçe daha çok üzülüyor, polislere ve hükümete olan sinirim daha da kuvvetleniyordu. Gece 12-1 olmuştu çatılma hala sürüyordu. Tabi yaralı sayısı da durmadan artıyordu. Otelin içindeki revire girdim ve biraz da orada yardımcı olmaya çalıştım derken çatışan arkadaşlarımdan birisi geldi. Sağ salim gelmişti, çok şükür bir şeyi yoktu. Oturduk biraz . Çok yorgundu ben biraz uyuyacam beni kaldır dedi. Bende de yorgunluk vardı onun kadar olmasa da ... Ben de arada yere uzandım, sonra kalktım uyandırmaya çalıştım , o kadar yorgun ve uykusu ağırdı ki kalkmadı. Ben de kalkmayınca ben de kafayı vurup yattım. Uyuduğumda saat 2 idi. Saat 6'da kalktık , dışarı çıktık. Olaylar durulmuştu. Dışarıdakilere sorduğumuzda saat 5'e kadar sürdüğünü söylediler. Düşünün tam 22 saat neredeyse çatışma yaşanmıştı o gün.
Arkadaşımın dersi vardı ona yetişmemiz lazımdı . Hızlı bir şekilde yürüdük ilk vapuru kaçırmamak için. Tabi bu arada yürürken çatışmaların izleri sürüyor. Barikatlar , yakılan araçlar, biber gazı kovanları...
Ucu ucuna yetişmiştik vapura, ama o gün benim için unutulmayacak hiçbir zaman hafızamda.
Gezi ve 'Demokrasi' bölümleri burada bitiyor , elimden geldiğince anlatmaya çalıştım, gördüklerimi hissetmenizi , gözlerinizde canlanmasını istedim. İnşallah başarabilmişimdir. Hatalarım olduysa affola...
en yakın yazımda görüşmek üzere :)
22 Haziran 2013 Cumartesi
gezi ve 'demokrasi' ! - 2
evet sevgili okuyucularım , yazımın 2.bölümü için hazır mısınız ? :D
işte başlıyoruz :)
31 mayıs 2013 bu halkın uyanışıdır. Sadece 11 yıllık iktidara ya da bir parkın yıkılmasına değildi bu ayaklanış. Halk artık sisteme isyan ediyordu. Kapitalist,emperyalist güçlerin elinde olan kukla bir ülke olmaktan bıkmışlardı. Artık bağımsız bir ülke olmak istiyordu. Gerçekten işleri zordu. Çünkü; karşılarında kendi düşüncesine karşı çıkan herkesi korkutarak ya da terörist damgası vurarak hapise tıkmak klişe hamleleri.
Tayyip bey tam da dediğim gibi yaptı. Orada demokratik bir biçimde, tepkilerini gösteren hiçbir esnafa, maddi veya manevi bir zarar vermeyen bu insanlar, basın tarafından ise adeta ülkede terörist muamelesi görüyordu. Böyle bir basın olduğu için de üzülmekten kendimi alamıyorum. Çatışmalar gün geçtikçe daha çok şiddetleniyordu. 1 Haziran'da kitlede polisin gazlı müdahalesiyle, doğru orantı uygulayarak daha çok artıyordu. Tabi bu arada tayyip bey'de bu kitleyi durdurabilmek adına, her türlü kurnazlığı, engelleme yolu ne varsa uğraşıyordu. Ancak başaramıyordu. Çünkü ; insanlar patlamışlardı, bu haksızlığa tepkilerini koymak, orada çatışan insanlara destek vermek istiyorlardı.Başardılar da tüm Türkiye ayaklanmıştı hemen hemen az veya çok. Bunların içinde sağcısı da solcusu da, alevi-sünni, tüm herkes vardı. Hatta Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş taraftarları bile kol kolaydı. Bu bizim ülkemizde imkansız gibi birşeydi.
Bu olaylar yaşanmaya devam ederken , akşam saatlerinde cnntürk haber kanalının penguen belgeseli göstermesi ise , basının düştüğü profili gösterir nitelikteydi. Taksim'de, Kızılay'da insanlar, polislerle çatışırken adeta önemsemez bir biçimde, penguen belgeseli göstermiş olması insanları iyice kızdırdı. Eee ne de olsa tarafsız medya dedikleri böyle olsa gerek...
Günler ilerliyor, ilerliyor ama hükümet değişmiyordu. Başbakan inat etmeye devam ediyor, özür dilemekten, alttan almamayı sürdürüyordu Hatta tam tersine iyice zıtlaşıp eylem yapan insanlara vatan hainliğiyle suçluyor, bunlar ÇAPULCU :) diyordu. Eylemciler sevmişlerdi bu lafı. Artık kendilerine Çapulcu diyorlardı.
3.bölümü çok yakında gelecek :)
işte başlıyoruz :)
31 mayıs 2013 bu halkın uyanışıdır. Sadece 11 yıllık iktidara ya da bir parkın yıkılmasına değildi bu ayaklanış. Halk artık sisteme isyan ediyordu. Kapitalist,emperyalist güçlerin elinde olan kukla bir ülke olmaktan bıkmışlardı. Artık bağımsız bir ülke olmak istiyordu. Gerçekten işleri zordu. Çünkü; karşılarında kendi düşüncesine karşı çıkan herkesi korkutarak ya da terörist damgası vurarak hapise tıkmak klişe hamleleri.
Tayyip bey tam da dediğim gibi yaptı. Orada demokratik bir biçimde, tepkilerini gösteren hiçbir esnafa, maddi veya manevi bir zarar vermeyen bu insanlar, basın tarafından ise adeta ülkede terörist muamelesi görüyordu. Böyle bir basın olduğu için de üzülmekten kendimi alamıyorum. Çatışmalar gün geçtikçe daha çok şiddetleniyordu. 1 Haziran'da kitlede polisin gazlı müdahalesiyle, doğru orantı uygulayarak daha çok artıyordu. Tabi bu arada tayyip bey'de bu kitleyi durdurabilmek adına, her türlü kurnazlığı, engelleme yolu ne varsa uğraşıyordu. Ancak başaramıyordu. Çünkü ; insanlar patlamışlardı, bu haksızlığa tepkilerini koymak, orada çatışan insanlara destek vermek istiyorlardı.Başardılar da tüm Türkiye ayaklanmıştı hemen hemen az veya çok. Bunların içinde sağcısı da solcusu da, alevi-sünni, tüm herkes vardı. Hatta Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş taraftarları bile kol kolaydı. Bu bizim ülkemizde imkansız gibi birşeydi.
Bu olaylar yaşanmaya devam ederken , akşam saatlerinde cnntürk haber kanalının penguen belgeseli göstermesi ise , basının düştüğü profili gösterir nitelikteydi. Taksim'de, Kızılay'da insanlar, polislerle çatışırken adeta önemsemez bir biçimde, penguen belgeseli göstermiş olması insanları iyice kızdırdı. Eee ne de olsa tarafsız medya dedikleri böyle olsa gerek...
Günler ilerliyor, ilerliyor ama hükümet değişmiyordu. Başbakan inat etmeye devam ediyor, özür dilemekten, alttan almamayı sürdürüyordu Hatta tam tersine iyice zıtlaşıp eylem yapan insanlara vatan hainliğiyle suçluyor, bunlar ÇAPULCU :) diyordu. Eylemciler sevmişlerdi bu lafı. Artık kendilerine Çapulcu diyorlardı.
3.bölümü çok yakında gelecek :)
19 Haziran 2013 Çarşamba
gezi ve 'demokrasi' ! - 1
27 mayıs günü başlayan bu süreç gezi parkının topçu kışlasına çevrilmesi için başlatılan bir çevre hareketiydi başlangıçta ancak 28 mayıs sabahı çadırlarında uyuyan eylemcileri biber gazıyla ve çadırları yakarak şiddetli müdahale sonucu patlamış bir süreçtir. aslında tam da o gün patlamadı bu süreç yavaş yavaş destekler arttı bu sürece polisin bu şiddetli müdahalesi sonucu ancak olaylar durulması beklenirken polis gün geçtikçe şiddetini daha da arttırdı arkasındaki destekle bu da insanlarda patlamaya neden oldu 31 mayıs günü çevre eyleminden sapıp artık hükümet aleyhine bir eyleme dönüştü. Bu eylem 11 yılın patlamasıdır , bu eylem özgürlüğün patlamasıdır, bu eylem eşitsizliğin patlamasıdır , bu eylem korkuların yok olduğu eylemdir ne derseniz deyin.
3 kasım 2002 den beri iktidarda olan akp geldiğinden beri insanların herşeyine karıştı ve ülkeyi din adı altında siyaset yaparak dinci-dinsiz, alevi-sünni, türk-kürt gibi mezhep çatışmaları ortaya çıkardı.Bu da ülkenin bölünme sürecine , insanların birbirine olan güvenleri ve karşılıklı ilişkilerin zedelenmesine yol açtı.
Bir de başbakan'ın gün geçtikçe herşeyi ben bilirim , benim düşüncemin dışında kimse konuşmasın ve kimse bana karşı çıkamaz gibi adeta 3.sınıf ülke liderleri gibi diktatörce davranması ülke içindeki apolitik genç ve hükümet kanadını tutmayan kesimi iyice sinirlendirmişti.
Geldiği günden bu yana bunu yaptık şunu yaptık bizden öncekiler yapamadı biz yaptık gibi bence amatörce konuşmaları yapmaları çok gereksizce nedenini sorarsanız zaten seni seçtiklerine göre senin görevin bu işleri yapmak ha başkaları yapmıyorsa onları sorunu övünme işini yap zaten zamanı gelince halk sana her zaman sahip çıkar neyse konumuza dönelim.
Gezi parkı 31 mayısta inanılmaz bir destekle bir kalabalıkla dolmuştu hükümet kanadı ve polisler şaşkındı çünkü böyle bir tepkime beklemiyordu
3 kasım 2002 den beri iktidarda olan akp geldiğinden beri insanların herşeyine karıştı ve ülkeyi din adı altında siyaset yaparak dinci-dinsiz, alevi-sünni, türk-kürt gibi mezhep çatışmaları ortaya çıkardı.Bu da ülkenin bölünme sürecine , insanların birbirine olan güvenleri ve karşılıklı ilişkilerin zedelenmesine yol açtı.
Bir de başbakan'ın gün geçtikçe herşeyi ben bilirim , benim düşüncemin dışında kimse konuşmasın ve kimse bana karşı çıkamaz gibi adeta 3.sınıf ülke liderleri gibi diktatörce davranması ülke içindeki apolitik genç ve hükümet kanadını tutmayan kesimi iyice sinirlendirmişti.
Geldiği günden bu yana bunu yaptık şunu yaptık bizden öncekiler yapamadı biz yaptık gibi bence amatörce konuşmaları yapmaları çok gereksizce nedenini sorarsanız zaten seni seçtiklerine göre senin görevin bu işleri yapmak ha başkaları yapmıyorsa onları sorunu övünme işini yap zaten zamanı gelince halk sana her zaman sahip çıkar neyse konumuza dönelim.
Gezi parkı 31 mayısta inanılmaz bir destekle bir kalabalıkla dolmuştu hükümet kanadı ve polisler şaşkındı çünkü böyle bir tepkime beklemiyordu
30 Ocak 2013 Çarşamba
geleceğimiz ne olacak sözde 2023 (2)
hani başta demiştim ya bu ülkeyi terk etmek istiyorum diye en büyük nedeni de buydu. bir ülkenin genci gelecek 10 senesi için umutlu bakamıyor ve bu ülkede yaşamak için bir amaç bulamıyorsa o ülke bitmiş demektir. hayatımızın en güzel dönemi diye adlandırılır 18-25 yaş arası... ama bir ülkenin genci geleceğine umutla bakamadığı yaş aralığı bu yaş sınırıysa o ülkeden ne beklenir ki işte o ülke Türkiye :( cemaaat apo abd mit bu dörtlü bizim ülkemizi bitiren dörtlü olacak 10 sene sonra olacakları görme şansımız yok ancak tahmin yürütme şansımız var ben açıkçası böle devam ettiğimiz sürece önümüzdeki aylarda yeni anayasanın da gelmesiyle ülkemizin bölündüğü apaçık ortaya çıkacak ama bunu bize bir şekilde yokmuş gibi gösterecekler ne de olsa bizim halkımız cahil :( her neyse ben devam edeyim tahminlerime hani başbakanımıza göre bizim ülkemizde 'demokrasi' var peki size sorarım demokrasinin olduğu bir ülkede gazeteciler hapse atılır mı ya da demokrasinin olduğu yerde basın özgürlüğü sıralamasında 174 ülke arsında 154.olunur mu bunu başbakanımız açıklasın doğru söyleyerek... 2-3 sene içinde bir erken seçime gidebiliriz ve başbakanımız yeni anayasada başkanlık sistemini getirmek istiyor bunun nedeni şu hem cumhurbaşkanı hm başbakan bir nevi padişahlık ülke tek elden yönetilecek tek karar sahibi başkan erdoğan olacak ve bunu yapacak bizi de bir zamanlar laf söylediği suriye,libya,mısır'a benzetecek . yönetim tek elde. alın size DEMOKRASİ
geleceğimiz ne olacak sözde hedef 2023
eğer gerçek demokrasi istiyorsak uzlaşmacı bir çözüm bulmalıyız her kesimi mutlu edecek. türk-kürt kavgasını sona erdirmeliyiz basına özgürlük tanımalıyız askerlerimize sahip çıkmalıyız dünyaya yeniden o güçlü türkiye imajını vermeliyiz. ilk başta gazetecilerimizi içerden çıkarıp onların sorunlarını dinleyip onlardan çözüm için düşüncelerini istemeliyiz. tabi bunu isterken kimseyi baskı altında tutmamalıyız. ardından askerlerimizi dışarı çıkarmalı ve sözde darbe düşüncelerini boşvermelerini ve bu ülkenin yararına ortak hareket mesajı vermeliyiz. ve en son olarak ''en büyük '' sorunumuz olan kürt meselesini halletmeliyiz. bu sorun aslında bu kadar büyük bir sorun değil abd dayatması sonucu başta kuzey ırak ve pkk sempatizanlarının ülkeyi bölme amaçlı yaptıkları hain plandır. bu plan basın ve medya aracılığıyla 2000'den sonra iyice caydırıcı olmaya başlamıştır. akp iktidarında ise bu zirveye ulaşmıştır ve adeta kukla parti haline gelmiştir abd'nin her isteğini yerine getiren akp iktidarı abd'nin bop projesine en büyük desteği halen vermektedir. ve verilmiş sözler bir bir yerine getirilmetedir. ve verilen en büyük söz pkk'nın elebaşı adamı çocuk katili abdullah öcalan'ın serbest bırakılmasıdır. bunun da altyapısı yavaş yavaş hazırlanmaktadır yakında bu da yerine getirilip abd ve bop projesi hemen hemen tamamlanmış olacaktır
29 Ocak 2013 Salı
bazen bu ülkeden gitmeyi düşünüyorum yabancı bir ülke herşey yabancı herşey yeni farklı bir hayat farklı bir yaşam tarzı ama bırakamıyorum çünkü o kadar basit değil çekip gitmek bu ülkeyi o kadar kolay bırakmak basit değil bu ülkede doğup büyüyüp bu ülkenin gelenekleri yaşam tarzı benim karakterimi oluşturdu bir anlamda.. ama bir ülkenin gazetecileri komutanları içeri alınıp teröristleri dışarı salınıp ve hatta elebaşını dışarı salma çabaları varsa o ülke bitmiş demektir . bir ülkenin savunma gücünü hapse atmak demek nasıl bir iştir ya da bir ülkenin gazetecilerini içeri tıkmak da nedir? bu ülkede gerçek demokrasi yapmak sana karşı geleni ya da senin aleyhinde birşey yazanı içeri tıkmakla başaramazsın.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)